Bizi takip et

Keşfet

Bir binada tam 130 yıl…

Yayınlanma zamanı:

İzmir için “belediye” önemli bir kurum. Zira bu topraklarda tarihi en eskiye dayalı belediye örgütlenmelerinden biri İzmir Belediyesi. Kurumun tarihi Cumhuriyet’ten de önceye, Sultan Abdülaziz dönemine dayanıyor. Osmanlı Sultanı’nın 25 Kasım 1867 tarihinde çıkardığı izin evrakının ardından 23 Eylül 1868 yılında İzmir Belediyesi kuruluyor. Takvimler 31 Aralık 1867’yi gösterdiğinde Ruzname-yi Ceride-yi Havadis gazetesi belediye ihtiyacını şu haberle anlatıyor:

Belediye dairesinin kurulmasının gözle görülür faydaları olduğunun herkesçe kabul edilmiş olmasından dolayı İzmir’de de böyle bir dairenin kurulmasına dair padişahın izin verdiğini haber aldık.

İzmir’deki yerel yönetim 1879- 1888 yıllarında iki merkezli olarak çalışıyor; biri Karşıyaka’da bir diğeri ise Kordon’da. Daha sonra iki belediye birleştirilerek tek merkez haline getiriliyor ve bugün “Egemenlik Evi” olarak bilinen binanın inşaatı bu birleşmenin ardından 1888 yılında başlıyor.

28 Ağustos 1891 tarihinde açılan binanın çizimi İzmirli Rum mimar Evstatios Kalonaris tarafından yapılıyor. Bina İzmir Valisi Halil Rıfat Paşa ve Belediye Reisi Yenişehirli Hacı Ahmet Efendi tarafından İzmir’in ilk resmi ve kurumsal binası olarak hizmete giriyor.

Ve sene 2020… Geçen Ekim ayında acılarını hâlen buram buram hissettiğimiz bir depremle karşı karşıya kaldık. Bu acı günlerde zarar gören yerlerden biri de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin binası oldu. İşte bu süreçte; İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlık Makamı’nın yeniden bu tarihi binaya taşınması kararı alındı. 1970’lere kadar belediye binası olarak hizmet veren yapı aradan geçen 40 yılın ardından tekrar İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin merkezi oluyor. Kemeraltı’nda bulunan binada şehrin yerel yönetim tarihinin izlerine dokunabilir, eski İzmir’i hissedebilirsiniz.

Yorum yapmak için tıkla

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

Yaşayan Bir Proje: Olivelo Ekolojik Yaşam Parkı

Yayınlanma tarihi:

İzmir yaklaşık 4.5 milyonluk bir şehir. Bir metropol. Üzerinde yaşayan tüm sakinleriyle bir tabiat şehri. Bir metropolün sunduğu imkanlara sahip olarak doğayla iç içe yaşamak isteyenlerin yurdu. Tempo değil ahenk var ruhunda. Hırs değil uyum. Ve özgürlük var havasında, denizinde, doğasında. Ege’nin eşsiz zeytin ağaçlarıyla taçlanmış bir özgürlük. Doğaya çevrilen pedallarla her hücrede hissedilen türden.

Olivelo – İzmir Kent Çeperinde Ekolojik Ortak Yaşam Alanı da bu hissin bir parçası. Proje, kadim üretim havzalarını koruyan, ortak yaşam odaklı, doğadan öğrenmeyi benimseyen, yerel hafızanın aktarımını önemseyen bütüncül bir bakışın ürünü. “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” ve “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” statüsünde bulunan bir alanda hayata geçecek olan Olivelo, kentsel dokunun doğayla sınır olmadan bağlanmasını amaçlıyor. Bu amaç doğrultusunda ekolojik dengeyi korumayı birinci öncelik yapan projede, kadim zeytin ağaçlarına kentin selamını getirerek pedallanabilecek.

Kırsal alanın, kent ile bütünlüklü bir ekolojik ağ oluşturmasını sağlamak istediklerini belirten İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, proje hakkında uluslararası hedeflerini ve koruma kapsamını şu sözlerle ifade etti:

“Bu proje sayesinde bir yandan şehrimizin Akdeniz havzasındaki en önemli kimliklerinden birini oluşturan zeytin üretim alanlarında güçlü bir koruma sağlarken, öte yandan bu alanın Avrupa Bisikletli Turizm Ağı, EuroVelo ile entegre edilmesini mümkün kılacağız. İzmir Büyükşehir Belediyesi; dağları, nehirleri, ovaları, deltaları, kadim üretim havzaları gibi milyarlarca canlının ahenk içindeki yaşam alanlarını savunma ve koruma mücadelesini, kendimizle beraber tüm varlıklar için önemli bir görev olarak addediyor.”

Başkan Soyer’in sözünü verdiği “35 Yaşayan Park”tan biri olan Olivelo Ekolojik Yaşam Parkı, Cittaslow metropol sürecinde İzmir’deki karbon salımını azaltmak ve doğa dostu ulaşım araçlarına teşvik etmek için de önemli bir rol oynuyor.

Yerel halkı ve toprağı tanıyarak bölgenin ruhunu kavramak, Olivelo projesinin yaşayan önceliklerinden. Projenin ağırlık merkezi de tam olarak bu anlayışta. Bölgeyi kendi haline bırakarak müdahale etmek ve bir şeylerin sıradan olmasını göze alarak ilerlemek… Çünkü doğaya yapılan her bir somut etki iz bırakır. Ve biz doğayı olduğu gibi, kendi halinde seviyoruz. Ekolojik denge sağlanırken tabiatı anlamak bu noktada büyük önem taşıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi de bu bilinçle kent ve kırsal kesimi doğada birleştirmeyi, merkez ile çeper arasındaki kalın çizgileri inceltmeyi amaçlıyor.

Olivelo Ekolojik Yaşam Parkı, kapsamı ve amaçlarıyla tam bir İzmir projesi. İçinde doğayı, sevgiyi, özgürlüğü, üretimi, huzuru barındıran; 57 hektarlık saydam bir geçiş noktası.

Nedeni ise çok basit. Çünkü İzmir böyle bir şehir.

Okumaya devam et

Haberler

Üreticiden tüketiciye en kısa yol: Halkın Bakkalı

Yayınlanma tarihi:

Kalkınma, üretimle başladığında sürdürülebilir hale gelir. Ülkemizde ise üretim neredeyse tamamen durmuş, dışa bağımlı hale gelmiş durumda. Küçük üreticilerimiz, çiftçimiz; köyünden, toprağından göç ederek büyük şehirlerde çok düşük ücretlerle çalışmaya zorlanıyor. Hâl böyle olunca işsizlik oranı artarken refah seviyesi durmaksızın azalıyor. İthal malların pahaları karşısına düşük alım gücüyle çıkan halk ise aza kanaat ederek sofra kurmaya mahkûm halde. Ülkece bir yaşam mücadelesi içindeyiz. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, bu mücadelenin asıl sebebini şu sözlerle açıklıyor:

“Artık emperyalizm ya da herkesin anlayacağı dilde dış güçler, topla tüfekle gelmiyor; tohumla, kimyasal ilaçla geliyor ve topraklarımızı fethediyor.”

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı “Başka Bir Tarım Mümkün” projesi de tam olarak bu noktada devreye giriyor. Köylüyü toprağında yerli ırk ve yerli tohumla üretime teşvik ederek kırsal ekonominin gücünü artırırken yeni istihdam alanlarıyla da gençlere iş sahaları oluşturuyor.

Tohumun toprağa değdiği andan ürünün sofraya geldiği ana kadar üreticiye destek sağlayan “Başka Bir Tarım Mümkün” projesi kapsamında tarımsal kooperatiflere alım garantisi de veren İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu sözünü “Halkın Bakkalı” projesiyle destekliyor.

Bugüne kadar Kemeraltı Balıkçılar Meydanı, Gültepe Millet Mahallesi, Bayraklı Özkanlar, Karşıyaka Girne, Menemen Ulukent, Buca Menderes Mahallesi ve son olarak Bornova Erzene Mahallesi ile Doğanlar Mahallesi’nde toplam 8 şubeyle hizmete açılan “Halkın Bakkalı” için Başkan Tunç Soyer: “Bizim görevimiz şu; üreticimizin toprağın bereketiyle, tüketicimizin ise sağlıklı ürünlerle buluşmasında aracı olmak. Halkın Bakkalı işte bu büyük hikâyenin küçük bir parçası. Biz İzmir’de bu bakkalları açtıkça üreticimiz daha çok üretmeye tüketicimiz de daha sağlıklı ürünlerle buluşmaya başlamış olacak.” sözleriyle projeye olan inancını dile getirdi.

Başka Bir Tarım Mümkün vizyonuyla açılan ve organik ürünlerin üreticiden direkt olarak tüketiciye ulaştığı altı şubeye aşağıdaki haritadan ulaşabilir; sofranıza sağlık getirirken üreticimize doğrudan destek olabilirsiniz. Fiyatlar hakkında ise kafanızda soru işaretleri varsa yine aşağıda yer alan fiyat listesinden ürünlerin fiyatlarını inceleyerek kendinize uygun bir liste çıkarabilirsiniz.

Sağlıklı günler…

Okumaya devam et

Keşfet

Notalarla düşünen adam: Wolfgang Amadeus Mozart

Yayınlanma tarihi:

Tarihin en büyük klasik müzik bestecilerinden biri olan Joseph Haydn “Böyle bir yetenek 100 yıl boyunca bir daha gelmez.” demiştir. Bu bir yanılgı. Ölümünün üstünden 265 yıl geçmesine rağmen onun gibisi hala gelmedi, muhtemelen de kolay kolay gelmeyecek. O yeteneğin ve dehanın doğuştan geldiğinin bir kanıtı, kelimeler yerine notaları tercih eden bir şair… O, Wolfgang Amadeus Mozart.

Bugün, klasik müzik tarihinin tepe noktasını kendi eserleriyle belirleyen, daha okumayı öğrenmeden klavye, org, keman gibi enstrümanlar çalabilen, 5 yaşında ilk konçertolarını yazan, klasik müziğin muzip ve haylaz çocuğunun 265. yaş günü.

265 yıl önce, tarihler 27 Ocak 1756’yı gösterirken Salzburg’da, döneminin başlıca müzik hocalarından, Salzburg başpiskoposunun orkestra şefi olan besteci Leopold Mozart’ın oğlu olarak dünyaya gelen Wolfgang Amadeus Mozart, daha çok küçük yaşlarda olağanüstü yeteneklerini sergilemeye başlamıştı. Mozart’ın yeteneğini fark eden babası ise tüm enerjisini oğlunun müzikal gelişimine harcamaya başlamış, 5 yıl içinde keman ve piyano konusunda yetkin, kendi bestelerini yapan bir çocuk yaratmıştı. Mucize çocuk yakıştırmasıyla Avrupa’da çeşitli kraliyet ailelerine özel konserler vererek kariyerine başlayan Mozart’ın ünü daha çocuk yaşta bütün Avrupa’ya yayılmıştı.

Mozart, ezberi ve ses tanıma yeteneği sayesinde bir kere dinlediği besteyi baştan sona hatasız çalabiliyor, hatta eksik gördüğü yerleri çalarken güzelleştirebiliyordu. Bestelerini yazarken yazdığı hiçbir notayı değiştirmezdi. Çünkü var olabilecek en iyi halini yazmaya başlamadan önce zaten kafasında çalıyor, kağıda sadece orkestradaki diğer müzisyenler de çalabilsin diye geçiriyordu.

Böyle bir deha için dönemin en ünlü bestecilerinden saray müzisyeni Antonio Salieri şu sözleri söylemiştir: “Tanrım bu bana nasıl bir cezadır ki bu adama böyle bir yetenek verdin, bana ise sadece bu yeteneği anlayabilecek bilgi verdin.”

Ayrıca yine klasik müzik dehalarından Frederic Chopin, cenazesinde kendi yazdığı cenaze müziği yerine Mozart’ın Requiem’inin çalınmasını istemiştir.

Wolfgang Amadeus Mozart’ın 35 yıllık hayatına sığdırdığı 600’den fazla eserin birçoğu senfoni, konçerto, oda, opera ve koro müziğinin zirve noktaları olarak kabul edilir. Feodal aristokrasiye karşı duruşu ve özgür bir besteci olma güdüsüyle maddi sıkıntılar içinde 35 yaşında hayatını ölümcül bir hastalık sonucunu kaybeden Mozart’ın ağzından çıkan son sözler ise: “Ölümün tadı dudaklarımda… Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum.” olmuştur.

Bugün klasik müziğin sınırlarını belirleyen adamın doğduğu gün. Nobel ödüllü Alman doktor ve filozof Albert Schweitzer’ın da dediği gibi: “Bütün dâhiler göklere uzanır, Mozart ise gökten inmiştir.”

İyi ki doğdun notaların efendisi…

Okumaya devam et

POPÜLER