Bizi takip et

Keşfet

Notalarla düşünen adam: Wolfgang Amadeus Mozart

Yayınlanma zamanı:

Tarihin en büyük klasik müzik bestecilerinden biri olan Joseph Haydn “Böyle bir yetenek 100 yıl boyunca bir daha gelmez.” demiştir. Bu bir yanılgı. Ölümünün üstünden 265 yıl geçmesine rağmen onun gibisi hala gelmedi, muhtemelen de kolay kolay gelmeyecek. O yeteneğin ve dehanın doğuştan geldiğinin bir kanıtı, kelimeler yerine notaları tercih eden bir şair… O, Wolfgang Amadeus Mozart.

Bugün, klasik müzik tarihinin tepe noktasını kendi eserleriyle belirleyen, daha okumayı öğrenmeden klavye, org, keman gibi enstrümanlar çalabilen, 5 yaşında ilk konçertolarını yazan, klasik müziğin muzip ve haylaz çocuğunun 265. yaş günü.

265 yıl önce, tarihler 27 Ocak 1756’yı gösterirken Salzburg’da, döneminin başlıca müzik hocalarından, Salzburg başpiskoposunun orkestra şefi olan besteci Leopold Mozart’ın oğlu olarak dünyaya gelen Wolfgang Amadeus Mozart, daha çok küçük yaşlarda olağanüstü yeteneklerini sergilemeye başlamıştı. Mozart’ın yeteneğini fark eden babası ise tüm enerjisini oğlunun müzikal gelişimine harcamaya başlamış, 5 yıl içinde keman ve piyano konusunda yetkin, kendi bestelerini yapan bir çocuk yaratmıştı. Mucize çocuk yakıştırmasıyla Avrupa’da çeşitli kraliyet ailelerine özel konserler vererek kariyerine başlayan Mozart’ın ünü daha çocuk yaşta bütün Avrupa’ya yayılmıştı.

Mozart, ezberi ve ses tanıma yeteneği sayesinde bir kere dinlediği besteyi baştan sona hatasız çalabiliyor, hatta eksik gördüğü yerleri çalarken güzelleştirebiliyordu. Bestelerini yazarken yazdığı hiçbir notayı değiştirmezdi. Çünkü var olabilecek en iyi halini yazmaya başlamadan önce zaten kafasında çalıyor, kağıda sadece orkestradaki diğer müzisyenler de çalabilsin diye geçiriyordu.

Böyle bir deha için dönemin en ünlü bestecilerinden saray müzisyeni Antonio Salieri şu sözleri söylemiştir: “Tanrım bu bana nasıl bir cezadır ki bu adama böyle bir yetenek verdin, bana ise sadece bu yeteneği anlayabilecek bilgi verdin.”

Ayrıca yine klasik müzik dehalarından Frederic Chopin, cenazesinde kendi yazdığı cenaze müziği yerine Mozart’ın Requiem’inin çalınmasını istemiştir.

Wolfgang Amadeus Mozart’ın 35 yıllık hayatına sığdırdığı 600’den fazla eserin birçoğu senfoni, konçerto, oda, opera ve koro müziğinin zirve noktaları olarak kabul edilir. Feodal aristokrasiye karşı duruşu ve özgür bir besteci olma güdüsüyle maddi sıkıntılar içinde 35 yaşında hayatını ölümcül bir hastalık sonucunu kaybeden Mozart’ın ağzından çıkan son sözler ise: “Ölümün tadı dudaklarımda… Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum.” olmuştur.

Bugün klasik müziğin sınırlarını belirleyen adamın doğduğu gün. Nobel ödüllü Alman doktor ve filozof Albert Schweitzer’ın da dediği gibi: “Bütün dâhiler göklere uzanır, Mozart ise gökten inmiştir.”

İyi ki doğdun notaların efendisi…

Yorum yapmak için tıkla

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Üreticiden tüketiciye en kısa yol: Halkın Bakkalı

Yayınlanma tarihi:

Kalkınma, üretimle başladığında sürdürülebilir hale gelir. Ülkemizde ise üretim neredeyse tamamen durmuş, dışa bağımlı hale gelmiş durumda. Küçük üreticilerimiz, çiftçimiz; köyünden, toprağından göç ederek büyük şehirlerde çok düşük ücretlerle çalışmaya zorlanıyor. Hâl böyle olunca işsizlik oranı artarken refah seviyesi durmaksızın azalıyor. İthal malların pahaları karşısına düşük alım gücüyle çıkan halk ise aza kanaat ederek sofra kurmaya mahkûm halde. Ülkece bir yaşam mücadelesi içindeyiz. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, bu mücadelenin asıl sebebini şu sözlerle açıklıyor:

“Artık emperyalizm ya da herkesin anlayacağı dilde dış güçler, topla tüfekle gelmiyor; tohumla, kimyasal ilaçla geliyor ve topraklarımızı fethediyor.”

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı “Başka Bir Tarım Mümkün” projesi de tam olarak bu noktada devreye giriyor. Köylüyü toprağında yerli ırk ve yerli tohumla üretime teşvik ederek kırsal ekonominin gücünü artırırken yeni istihdam alanlarıyla da gençlere iş sahaları oluşturuyor.

Tohumun toprağa değdiği andan ürünün sofraya geldiği ana kadar üreticiye destek sağlayan “Başka Bir Tarım Mümkün” projesi kapsamında tarımsal kooperatiflere alım garantisi de veren İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu sözünü “Halkın Bakkalı” projesiyle destekliyor.

Bugüne kadar Kemeraltı Balıkçılar Meydanı, Gültepe Millet Mahallesi, Bayraklı Özkanlar, Karşıyaka Girne, Menemen Ulukent, Buca Menderes Mahallesi ve son olarak Bornova Erzene Mahallesi ile Doğanlar Mahallesi’nde toplam 8 şubeyle hizmete açılan “Halkın Bakkalı” için Başkan Tunç Soyer: “Bizim görevimiz şu; üreticimizin toprağın bereketiyle, tüketicimizin ise sağlıklı ürünlerle buluşmasında aracı olmak. Halkın Bakkalı işte bu büyük hikâyenin küçük bir parçası. Biz İzmir’de bu bakkalları açtıkça üreticimiz daha çok üretmeye tüketicimiz de daha sağlıklı ürünlerle buluşmaya başlamış olacak.” sözleriyle projeye olan inancını dile getirdi.

Başka Bir Tarım Mümkün vizyonuyla açılan ve organik ürünlerin üreticiden direkt olarak tüketiciye ulaştığı altı şubeye aşağıdaki haritadan ulaşabilir; sofranıza sağlık getirirken üreticimize doğrudan destek olabilirsiniz. Fiyatlar hakkında ise kafanızda soru işaretleri varsa yine aşağıda yer alan fiyat listesinden ürünlerin fiyatlarını inceleyerek kendinize uygun bir liste çıkarabilirsiniz.

Sağlıklı günler…

Okumaya devam et

Haberler

İzmir’in ruhu kadrajlarda can buldu

Yayınlanma tarihi:

Kemeraltı İzmir’in alt notasıdır. Yıllar geçse, şehir modernleşse, gelişse de, “gerçek İzmir’i” Kemeraltı’nın sokaklarında tadabilirsiniz. 20. yüzyıla kadar süren ticaret merkezi sıfatından, İzmir halkının esnaf anlayışına kadar pek çok ipucu saklıdır o taş sokaklarda. Zamansız bir mekanda, kültür dolu bir yolculuğa çıkarır bu tarihi doku… Gözlerinizden çok ruhunuzda yaşarsınız İzmir’i.

Kemeraltı’nın ruhunu yansıtmak, fotoğrafla ilgilenen gençleri bu dokuya dahil etmek ve İzmir’e ait bir görsel bellek oluşturmak amacıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen “Kemeraltı’ndan Kadifekale’ye İzmir Tarihi Kent Merkezi” adlı fotoğraf yarışması sonuçlandı. Yarışma kapsamında toplam 384 göz, kendi kadrajlarından bu dokuyu fotoğrafladı. Gönderilen toplam bin 700 fotoğraf; Coşkun Aral, İzzet Keribar, Yusuf Tuvi, Birol Üzmez ve Mehmet Gökyiğit gibi duayen jüri üyelerinden oluşan bir karar komisyonu tarafından 20 Ocak günü derecelendirildi. Yapılan seçim sonrası her kategoride toplam 52 fotoğraf ödül ve sergilemeye layık bulundu.

@izmirvibes

“Kemeraltı’ndan Kadifekale’ye” fotoğraf yarışmasının kazananları belli oldu. Yarışmaya 384 kişi, bin 700 fotoğrafla katıldı. #izmir #izmirvibes

♬ What If (I Told You I Like You) – Johnny Orlando & Mackenzie Ziegler

Kemeraltı ile Kadifekale arasındaki bu tarihi dokunun belgelendiğı yarışmada ödül kazanan isimler ise:

18 yaş üstü: 1.Nurten Erdal

  1. Sezai Özaltın
  2. Zeliha Begöz

18 yaş altı: 1. Lara Nehir Ümek

  1. Buğra Eda Okumuş
  2. Arda Taş

Birbirinden değerli anların bambaşka ruhları yansıttığı eşsiz fotoğraflarla sonuçlanan bu yarışmayla İzmir’in karakteri bir kere daha belgelenmiş oldu. İzmir’in bu tarihi dokusunu yaşatan tüm katılımcılara teşekkür ederiz.

“Kemeraltı’ndan Kadifekale’ye İzmir Tarihi Kent Merkezi” fotoğraf yarışmasında dereceye giren tüm eserlere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

Okumaya devam et

Keşfet

Bir İzmir güzeli: Pasaport İskelesi

Yayınlanma tarihi:

Liman kenti olarak kurulan ve deniz ticaretindeki etkinliğini giderek artıran İzmir’in bu özelliği; tarih boyunca, onu memleket bilenlere ekonomik bolluk, çok kültürlülük ve hoşgörü kazandırdı. 20’nci yüzyıldan itibaren ticaret konusunda öncü olma niteliği azalsa da; İzmir’de oluşan “birliktelik” duygusu, miras olarak yeni ev sahiplerine hep ulaştı.

İnanmıyorsanız şahidi var! 1922’den itibaren 4 yıl kadar bizden ayrı kaldı ama yeniden aynı yerde ayağa kalkarak, kordonda salınanların hayran bakışlarını üzerinde toplamasını bildi.

Bugünkü adıyla Pasaport İskelesi’nden söz ediyoruz. 1889 yılında inşası tamamlanmasıyla “Rıhtım İşletme ve Pasaport Kontrol” binaları, İzmirlilere ve şehre gelen konuklara hizmet vermeye başladı. Gemilerin açıkta demirlemeleri nedeniyle düzensiz olarak yapılan pasaport kontrollerini belli bir tertip içinde yapabilmek için yapılan binalar, bulunduğu bölgenin kent belleğine “Pasaport” adıyla yerleşmesini sağladı.

Denize doğru uzanan alanda, farklı bloklardan oluşan bir kurguda inşa edilen yapılar, Neoklasik anlayışta ve iki katlıydı. “Tesisin” bünyesinde; Liman İdare Ofisi, Osmanlı Telgrafhanesi, Liman Kaptanlığı, Sağlık Büroları ve Liman Fener İşletmeleri birimleri yer alıyordu.

1922’deki büyük yangın, ne yazık ki pek çok sembolümüz gibi, bu yapıları da bizden ayırdı. Ancak İzmir, “Pasaport’u” yeniden ayağa kaldırmayı başardı. Pasaport İskelesi’nin, günümüzde yolcu salonu olarak hizmet veren ana yapısı, 1926’da tekrar inşa edildi. Birinci Ulusal Mimarlık akımı anlayışıyla yapılan bina, 1934’te devlet tarafından satın alındı ve 9 yıl sonra deniz yollarına devredildi.

Pasaport’ta yer alan iskele, bugün İzmirlilerin şehir içi deniz yolculuğundaki en gösterişli duraklardan biri. Ayrıca Kantar Polis Karakolu’nu, Deniz Liman Şube Müdürlüğü Sualtı Grup Amirliği’ni ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın bazı birimlerini de konuk ediyor.

130 yıldan fazla süredir İzmir’in gözde yapılarından olan Pasaport; farklı kültürden pek çok insanın telâşına, sevincine, hüznüne tanıklık ediyor. Buluşma yeri olarak görev yapıyor, muhteşem körfez manzarasında tamamlayıcı rol oynuyor, İzmir’i güzel yapan değerlerden biri olmayı sürdürüyor.

Salgın bir süredir bizi birbirimizden uzak bıraksa da Pasaport İskelesi, yeniden şen şakrak önünden geçecek İzmirlileri bekliyor.

Fotoğraflar APİKAM arşivinden alınmıştır.
Okumaya devam et

POPÜLER