Bizi takip et

Kültür Sanat

İzmir sanatçısıyla “El Ele” veriyor

Yayınlanma zamanı:

Yeni koronavirüs (COVİD-19) salgınıyla hayatımızın birçok normu yeniden şekillenmiş durumda. Gelen yasaklar ve risklerin etkisini en çok hissedenler ise seyirciyle anlam kazanan kültürel ve sanatsal etkinlikler. Bu etkiyi minimuma indirmek için kolları sıvayan İzmir Büyükşehir Belediyesi, kurduğu “El Ele Müzik Orkestrası” ile sanatına sahip çıkarak sanatçısıyla el ele veriyor.

Geçen seneden bu yana tüm dünyaya bir sessizlik hâkim. Sokaklar, caddeler adeta terk edilmiş şehir havasında. İnsanlar normalin ne olduğunu, pandemi öncesinde nasıl yaşadıklarını hatırlamakta güçlük çekiyor ya da çoktan unutmuş bile. Tüm dünyada müzik durmuş durumda. Nefes alacak kaçış noktalarına ihtiyacımız günden güne artıyor.

Sokağa adım attığımız andan itibaren bilinçli ya da bilinçsiz sanatla iç içeydik pandemiden önce. Yolda yürürken, metroya indiğimizde bize eşlik eden birkaç ufak nota bile yok artık. Teknoloji sağ olsun, hazırı tüketiyoruz durmadan. Ama duran bir şey var. Üretim. En son ne zaman bir konsere giderek tüm dertlerimizi birkaç saatliğine unuttuk? Ya da bu süreçte ruhumuz ne kadar sağlıklı kaldı besinsiz? Hepsinden öte acaba bir kemanın sesini canlı duyabilecek miyiz bir daha? Bu soruların değeri sandığımızdan da fazla aslında.

Ancak unutulmamalı ki, sanat bizim hayatımızın birçok noktasında olsa da sanatçıların tüm hayatını oluşturuyor. Bisiklet sürmek gibi bir kere öğrenilip ömür boyu unutulmayan bir şey de değil. Üretemedikçe sanatçıyı da geri götüren, beslenmesi gereken, canlı ve aç bir olgudan bahsediyoruz.

Sanatın seyirci olmadan anlamını yitirdiği düşünülürse sanatçının mağduriyeti yalnızca sanatını besleyecek alan bulamamasıyla sınırlı kalmayıp geçim derdi noktasında da kendini gösteriyor. Durum böyleyken asıl büyük sorumluluk kamu kurumlarının üzerinde. Sanatçısına sahip çıkarak zor zamanında yanında olmak, onlarla el ele vermek, modern bir toplumun hak ettiği yönetim anlayışında var olması gereken değerlerden.

İzmir Büyükşehir Belediyesi bu değerle, pandemi döneminde zor duruma düşen sanatçılarına Ahmed Adnan Saygun Merkezi bünyesinde kurduğu “El Ele Müzik Orkestrası” ile destek veriyor. Pandemi koşullarına göre dijital ya da seyircili 7 konser düzenleyecek olan orkestrada süreç yüzünden zor durumda kalan 33 sanatçı ile gönüllü olarak projeye destek veren 12 kadrolu sanatçı yer alıyor. Toplam 45 kişiden oluşan bu büyük orkestranın ilk konseri, 16 Ocak’ta hayatını kaybeden Muammer Sun anısına olacak. Devlet Sanatçısı ve Orkestra Şefi Rengim Gökmen’in yöneteceği orkestraya İbrahim Yazıcı, Nil Venditti, Hakan Şensoy, Oğuzhan Balcı, Can Okan, Cihat Aşkın, Gülsin Onay gibi Türkiye’nin önde gelen şefleri ve solistleri de destek veriyor.

Sanata ve sanatçıya çağlar boyunca ev sahipliği yapmış olan İzmir’in dayanışma anlayışıyla oluşturduğu “El Ele Müzik Orkestrası” projesiyle sanat ile sanatçı yeniden kucaklaşacak.

El Ele Müzik Orkestrası’nın konserleriyle müziğin büyüsünü yeniden yaşamak üzere…

Yorum yapmak için tıkla

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kültür Sanat

#BenimGözümdenİzmir TikTok yarışması sonuçlandı

Yayınlanma tarihi:

İZFAŞ ile TÜRSAB işbirliğinde düzenlenen Travel Turkey İzmir fuarı kapsamında TikTok video yarışması düzenlendi.

İzmir’i en eğlenceli şekilde anlatan ve tanıtan videoların değerlendirildiği yarışmanın kazananı, TikTok’ta #BenimGözümdenİzmir etiketi altında en çok beğeni alan 5 videodan biri oldu.

Çeşme Ilıca Termal Hotel’de 2 kişilik 2 gece ücretsiz konaklama kazanan video şöyle:

@izmirvibes

BenimGözümdenİzmir yarışmamızı kazanan @gul_ayda’yı tebrik ediyoruz 👏 iyi tatiller.

♬ original sound – İzmirVibes

Travel Turkey İzmir hakkında

T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı himayelerinde İZFAŞ VE TURSAB FUARCILIK AŞ işbirliği ve İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde ile gerçekleşen Travel Turkey İzmir Turizm Fuarı, içerisinde bulunduğumuz pandemi koşulları ve sektör talebine istinaden 14. Travel Turkey İzmir Digital olarak 25-27 Şubat 2021 tarihlerinde İZFAŞ’ın kendi dijital altyapısı ile sadece sanal olarak düzenlenecek ve dünya çapındaki dijital fuarlar arasındaki yerini alacak.

Okumaya devam et

Kültür Sanat

7’den 77’ye özlenen adam: Barış Manço

“Bir kişinin adı en son ne zaman telaffuz edilirse o gün ölmüş oluyor insan. Yani fiziki olarak bu dünyayı terk etmek çok da önemli bir şey değil. Ama adınız anılmadığı gün gerçek anlamda bu dünyayı terk etmiş oluyorsunuz.” demişti Barış Manço… Birden fazla jenerasyonun anılarında yer buldu kendisine. Kimi zaman bir şarkıyla bize okumayı öğretti; önce “a” dedik ardından getirdik “y” ve “ı”yı. Kimi zaman ise bayram şarkılarımız oldu erken kalktık hep birlikte. Ama hepimiz “Adam Olacak Çocuk”lardık onun gözünde.

Yayınlanma tarihi:

“Bir kişinin adı en son ne zaman telaffuz edilirse o gün ölmüş oluyor insan. Yani fiziki olarak bu dünyayı terk etmek çok da önemli bir şey değil. Ama adınız anılmadığı gün gerçek anlamda bu dünyayı terk etmiş oluyorsunuz.” demişti Barış Manço… Birden fazla jenerasyonun anılarında yer buldu kendisine. Kimi zaman bir şarkıyla bize okumayı öğretti; önce “a” dedik ardından getirdik “y” ve “ı”yı. Kimi zaman ise bayram şarkılarımız oldu erken kalktık hep birlikte. Ama hepimiz “Adam Olacak Çocuk”lardık onun gözünde.

Sadece Türkiye değil, dünyalar saygı duydu ona. Yurtdışında verdiği röportajlar, çıktığı konserlerle tanıttı bizi, kültürümüzü. Küçücük “Kol Düğmelerine” koskoca bir hüznü sığdırabiliyordu istediği zaman. Her şeyden önce ise insanın ilk öğrenmesi gereken dilin tatlı dil olduğuna inanıyordu. O sadece bir müzisyen değil aynı zamanda bir öğretmen, kültür ataşesi, köşe yazarı, idoldü. Bir neslin Barış abisiydi. Bugün Barış Manço’nun fiziken aramızdan ayrılışının 22. yıl dönümü. Hala adını telaffuz ediyor ve yaşatıyoruz onu kendi sözleriyle.

Soğuk bir kış günü, 2 Ocak 1943 yılında Üsküdar’da dünyaya geldi. Oğlu Doğukan Manço, katıldığı bir söyleşide babasının ismi hakkında: “Babam 1943’te İstanbul’da doğdu ve Türkiye’de ilk Barış ismini aldı, esasında isim babası. Barış ismi, 1941’de dünya savaşlarının ardından barışa duyulan özlemden doğdu.” diyerek Barış Manço’nun Türkiye’de “Barış” isminin isim babası olduğunu da açıklamış oldu. Tam adı Tosun Yusuf Mehmet Barış Manço olan ve müziğe amatör olarak ortaokul yıllarında kurduğu Kafadarlar grubuyla başlayan Barış Manço, ilk bestesi olan “Dream Girl”ü bu dönem yaptı. Eğitimine Galatasaray Lisesi’nde devam eden ve burada ikinci grubu olan Harmoniler’i kuran Barış Manço, kısa bir süre sonra 1963 yılında resim, grafik ve iç mimarlık eğitimi almak üzere Belçika’ya gitti ve bu durum Harmoniler’in erken dağılmasına sebebiyet verdi. Türkiye’ye döndükten sonra ilerleyen yıllarda MFÖ grubundan da tanıyacağımız o dönemin genç gitaristleri Mazhar Alanson ve Fuat Güner’in de üyesi olduğu Kaygısızlar grubuyla çalmaya başladı ve “Kol Düğmeleri” şarkısını bu yıllarda besteleyerek ilk çıkışını yaptı. Kısa bir süre Moğollar grubuyla birlikte çaldıktan sonra 1972 yılında Kurtalan Ekspres’i kuran Barış Manço, sesiyle hatırladığımız ve anılarımızda yer eden şarkılarının çoğunu da bu grupla birlikte yarattı.

Barış Manço’nun ayrı bir merakı da yüzüklere karşıydı. Şarkılarını söylerken aynı zamanda işaret diliyle işitme engellilere de ulaşan büyük usta, görüntüyü zenginleştirmek ve estetiği arttırmak için parmaklarında birçok yüzük kullanıyordu.

Televizyon programları ise Barış Manço’yu iyiden iyiye hayatımıza sokan nokta oldu. “Barış Manço ile 7’den 77’ye” ile adından da anlaşılacağı gibi her yaştan insana ulaşarak, başta dönemin çocukları olmak üzere herkesin kendisiyle bir bağ kurmasını sağladı. Programın içinde yer alan “Adam Olacak Çocuk” bölümüyle çocuklara, “İkinci Kahvaltı” ile büyüklerimize ve yaşlılara, “Dönence” ve “Dere Tepe Türkiye” ile yetişkinlere; dolayısıyla herkese hitap ediyordu.

1990 yılında “Türk-Japon dostluğu” etkinlikleri kapsamında Japonya’ya gidip konser veren Barış Manço, bu konser ve sonrasında yaptığı turnelerle Japonya’da da kendisine büyük bir hayran kitlesi oluşturdu.

Tarihler 31 Ocak 1999’u gösterirken geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayata gözlerini yuman unutulmaz sanatçının cenazesi için 1991 yılında aldığı devlet sanatçısı unvanından dolayı devlet töreni düzenlendi ve bu tören birçok televizyon kanalı tarafından canlı olarak yayınlandı.

Şarkıları, görüntüsü, kültürü, tatlı dili, bilgisi ve her yaştan insana ulaşabilme yeteneğiyle bir çoğumuzun çocukluk ve gençlik anılarında büyük yer kaplayan Barış Manço’ya, ölüme dair yaptığı güzellemesiyle veda ediyor; sevgi saygı ve özlemle anıyoruz.

“Ölüm, yaşam uykusundan uyanmaktır.”

Günaydın Barış abi…

Okumaya devam et

Keşfet

Notalarla düşünen adam: Wolfgang Amadeus Mozart

Yayınlanma tarihi:

Tarihin en büyük klasik müzik bestecilerinden biri olan Joseph Haydn “Böyle bir yetenek 100 yıl boyunca bir daha gelmez.” demiştir. Bu bir yanılgı. Ölümünün üstünden 265 yıl geçmesine rağmen onun gibisi hala gelmedi, muhtemelen de kolay kolay gelmeyecek. O yeteneğin ve dehanın doğuştan geldiğinin bir kanıtı, kelimeler yerine notaları tercih eden bir şair… O, Wolfgang Amadeus Mozart.

Bugün, klasik müzik tarihinin tepe noktasını kendi eserleriyle belirleyen, daha okumayı öğrenmeden klavye, org, keman gibi enstrümanlar çalabilen, 5 yaşında ilk konçertolarını yazan, klasik müziğin muzip ve haylaz çocuğunun 265. yaş günü.

265 yıl önce, tarihler 27 Ocak 1756’yı gösterirken Salzburg’da, döneminin başlıca müzik hocalarından, Salzburg başpiskoposunun orkestra şefi olan besteci Leopold Mozart’ın oğlu olarak dünyaya gelen Wolfgang Amadeus Mozart, daha çok küçük yaşlarda olağanüstü yeteneklerini sergilemeye başlamıştı. Mozart’ın yeteneğini fark eden babası ise tüm enerjisini oğlunun müzikal gelişimine harcamaya başlamış, 5 yıl içinde keman ve piyano konusunda yetkin, kendi bestelerini yapan bir çocuk yaratmıştı. Mucize çocuk yakıştırmasıyla Avrupa’da çeşitli kraliyet ailelerine özel konserler vererek kariyerine başlayan Mozart’ın ünü daha çocuk yaşta bütün Avrupa’ya yayılmıştı.

Mozart, ezberi ve ses tanıma yeteneği sayesinde bir kere dinlediği besteyi baştan sona hatasız çalabiliyor, hatta eksik gördüğü yerleri çalarken güzelleştirebiliyordu. Bestelerini yazarken yazdığı hiçbir notayı değiştirmezdi. Çünkü var olabilecek en iyi halini yazmaya başlamadan önce zaten kafasında çalıyor, kağıda sadece orkestradaki diğer müzisyenler de çalabilsin diye geçiriyordu.

Böyle bir deha için dönemin en ünlü bestecilerinden saray müzisyeni Antonio Salieri şu sözleri söylemiştir: “Tanrım bu bana nasıl bir cezadır ki bu adama böyle bir yetenek verdin, bana ise sadece bu yeteneği anlayabilecek bilgi verdin.”

Ayrıca yine klasik müzik dehalarından Frederic Chopin, cenazesinde kendi yazdığı cenaze müziği yerine Mozart’ın Requiem’inin çalınmasını istemiştir.

Wolfgang Amadeus Mozart’ın 35 yıllık hayatına sığdırdığı 600’den fazla eserin birçoğu senfoni, konçerto, oda, opera ve koro müziğinin zirve noktaları olarak kabul edilir. Feodal aristokrasiye karşı duruşu ve özgür bir besteci olma güdüsüyle maddi sıkıntılar içinde 35 yaşında hayatını ölümcül bir hastalık sonucunu kaybeden Mozart’ın ağzından çıkan son sözler ise: “Ölümün tadı dudaklarımda… Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum.” olmuştur.

Bugün klasik müziğin sınırlarını belirleyen adamın doğduğu gün. Nobel ödüllü Alman doktor ve filozof Albert Schweitzer’ın da dediği gibi: “Bütün dâhiler göklere uzanır, Mozart ise gökten inmiştir.”

İyi ki doğdun notaların efendisi…

Okumaya devam et

POPÜLER